İcat olunalı beri -tabii buna kananlarca- sevginin somut, daha doğrusu maddi, değerini göstermek gibi üstün (!) bir meziyete sahip olan ‘Sevgililer Günü’, çoğu Müslüman evladı için ilk defa bu sene hakiki manada Sevgili (sav)’nin günü olma hususiyeti taşıyacak.
Fahr-i kâinat Efendimizin şu naçiz dünyayı nûra gark etmesinin yıldönümünü -yani velâdet gününü, yani Mevlid Kandilini- bu yıl 14 Şubatta kutlayacağız.
Düşünün ki bu gün hem ‘Sevgili’nizin doğum günü hem de sevginizin. Kurtuluş yok, kesenin ağzı açılacak, pamuk eller cebe girecek (!) bu günde. Bu yıl hediyelerin en pahalısından almalısınız ‘Sevgili’nize. ‘Sevgili’nizin en sevdiği mekânlarda almalısınız soluğu ve sabahlara kadar kalmalısınız oralarda. Araları açık olanlar, ilişkilerini bir kez daha geçirmeli gözden… “Ben onun sevgilisiyim; ama o benim… Sanırım değil!” diyenlerdenseniz, böyle bir sevgililiğin olamayacağını hatırlatır ve bu gecede ayaklarına kapanmanızı tavsiye ederim sizlere.
Geçmiş, gelecek tüm kandillerinizin mübarek, ziyadesiyle aydınlık ve hayırlı olmasını diler; yine böyle bir gecede içime doğan ve aklıma takılan, ayın on dördünde Ay’ın nasıl olduğu ile ilgili düşüncelerden hâsıl olan şiirimi ‘Mevlid Kandili’nin de ayın 14’üne gelmesine istinaden sizlerle paylaşmak isterim. Tefekkür temennisiyle… Saygılar.
Ben hiç Ay’ı on dördünde görmedim.
Düşünürüm nasıl olur ki acep.
Ve sonra yine düşünürüm.
Derim ki kendi kendime,
Kesin on dördünde bakmıştır,
Resul, Ay’ın yüzüne.
Aşağı kalır mı Ay sahabeden, kütükten…
Görür görmez kapmıştır nuru,
O eşsiz güzellikten.
Gelince on dördüncü günü ayın her sefer.
Ay hatırlar o günü ve şöyle nida eder:
“ O (sav) baktıysa bu gece, bana nur cemaliyle.
Ümmet de görsün Ay’ı, o en parlak haliyle...”
Aşkî (CY)
|